İlk 3 günün sonunda buyrun bakalım ;
– Okuduğunuz her kelimeye inanın. Ruslar hakkaten ingilizce bilmiyor. Burda bile bilmiyorlar, daha küçük yerleri düşünmek bile istemiyorum.. Mimikten el kol hareketinden falan anlamak gibi bir dertleri de yok. Dolayısıyla; şanslı isen bir azeriye denk geliyorsun da derdini anlatabiliyorsun yoksa dolan dur..
– € / $ neredeyse hiçbir yerde geçmiyor. Kredi kartı geçen yer sayısı da fazla değil ( küçük marketlerde falan geçmiyor ) Para bozdurmanın bir seramoni olduğunu da göz önüne alırsak, baya parasız yaşamaya alışıyosun.. Suyun varsa sorun yok..
– Yemekler kötü. Ette kötü, balıkta kötü, dahası kahve kötü kahve ( bu göreceli bir kavram tabii )
– internet işi kötü, baya kötü. Standart bir avrupa şehri gibi soruyosun söylemiyorlar şifre falan ( zaten soramıyorsun rusça bilmiyosan ya, biliyorsan da şifre vermiyorlar )
– Şehir çok güzel.. Gündüzü ayrı güzel, gecesi ayrı güzel. Hatta gelip bir de kışını görmek lazım. Yürürken gördüğün her binada, hani nasıl derler, o yaşanmışlığı hissettiğin bir şehir burası. Görmüş geçirmiş işte, sana da hissettiriyor bunu. Hüzünlü değil asla ama kendini de genç hissettirmiyor ( beni biraz daha iyi tanıyanlarınız çok iyi anlamıştır beni sanırsam )
– Tarihini öğrendikçe hayranlığı artıyor insanın buraya ama yani boşuna en büyük psikoloji kürsüsü burda değil. Bu güneşin bi süre hiç ( 10 haziran – 10 temmuz arasi ) bi süre ( eylül ortasına kadar ) baya az batmasından mıdır nedir, insanlar mutsuz ve asık suratlı. Tamam bir akdenizli olmalarını beklemiyordum ama yani kim demişti hatırlayamadım şimdi, bu kadar hüzün olmasa bu kadar büyük eserler çıkmazdı bu ülkeden diye. Ben başladım bu lafı anlamaya
– Metro muhteşem. Ben ilk eiffel’i gördüğümde, tam altından yukarı bakıp bir konstrüksiyon mucizesi diye düşünmüştüm, burda metroya inerken ( ki 110m indim ) bu bir mühendislik mucizesi diye düşünmekten alamadım kendimi. Evet evet moskova için meraklardayım ama yani neyse
– Kabul edelim insanlar da güzel ve uzun! Tamam soğuklar falan ama yani buna da neyse
– Her çeşit müze var bu şehirde. Onlarca müze var. Ve hatta bu eski ( yazlık kışlık ) sarayların köşklerin hemen hepsi müze olduğundan, kocamanlar kocaman. Öyle çok resim seven biri olmayan ben bile çok çok etkilendim galerilerden ( Hermitage’ı söylemiyorum bile.. O nasıl bir yerdir arkadaş )
Ne güzel kaptırmış kendimi yazıyordum, 2 kişi dikildi kafama, yanımdaki boşta duran(!) bilgisayarı kullanmak istiyorlarmış. Buyrun dedim, sandalyemi de istiyorlar sanırim
Neyse bu varan 1 olsun.. Yoksa daha şehri anlatamadım bile Tülin’ce..
Öperim hepinizi şimdilik