Vahşi Rusya 2

Kaç yaşındaydım hatırlamıyorum ama baya bir küçükken, trt2’deydi sanırım, sonraları iskandinav dizisi olduğunu anladığım bir dizi vardı. Adını sanını hatırlamıyorum dizinin ama bende travması vardır. Gerilimli bir diziydi ( bildiğiniz pembe dizi bu arada ) minik minik adalarda bulunan evler, ordan oraya sürekli motorla ulaşım, bir tanesindeki evde ( psikolojik olarak ) hasta ( olduğu düşünülen/varsayılan ) bir kadın, yüzlerce oyuncak bebek, her bölüm birine bişeyler oluyo, biri ölüyor falan. Bildiğin travma bende, nasıl işlediyse bilinçaltıma, bu yaşıma geldim hala arada rüyamda görürüm oyuncak bebekleri. Neyse St. Petersburg’dan gece ayrıldık biz, yani sabah uyanana kadar neler olup bittiğinin tam farkına varamamıştım. Sabah uyanıpta, içinde bulunduğum coğrafyayı görünce, güverteye zor attım kendimi. Uçsuz bucaksız ağaçlarla kaplı yüzlerce ada ( ada dendiğine bakmayın bazılarının üzerine 1 tane bile ev sığmaz, bildiğin bizim kardak kayalıkları ama yeşili hatta üstünde ağaç(!) olanı ) arasından sağ manevra sol manevra ilerliyoruz. Dilim tutuldu, gerçekten beklemiyordum ben böyle birşey. Çok hazırlıksız yakalandım

O andan itibaren ve halen ( nehirdeki 5. gecem ) kendime buranın o dizideki yer her neresiyse orası değilde Rusya olduğunu hatırlatıyorum. Beynim gerçekten kabul edemiyor arkadaş. İsveç falan olmalı burası ya, bu kadar ağaç ( ve hatta bunların karla kaplı halleri ) İsveç’te olabilir çünkü. Rusya dediğin bozkır değilmiydi ya? “Bu kadar ağaç”ı açıklıyorum; bildiğin kartpostal. İnce gövdeli, boyları 20m’yi bulan, aralarında yürümekten bir süre sonra tedirgin olduğun, gündüz vakti kafanı kaldırdığında gökyüzünü değilde, yeşil yaprak ( ve uzuuun kütükler ) görmene neden olan ağaç. Tekrarlıyorum; kartpostal.. Bende günlerdir kartpostalın içinde yaşıyorum

Vahşi Rusya dedimya yazının başlığına, hakikaten attığım her adımda, baktığım her yönde, gördüğüm her karede hissettim bunu ( yaşam alanlarında geçirdiğim zamanlar hariç tabiki ) Tamam biraz fazla NatGeo izlemiş olabilirim ama bilmek ayrı, görmek ayrı etki bırakıyor biliyorsunuz. Hele bu nehirlerdeki/göllerdeki canlıları da düşününce; tam karşımda, sağımda, solumda, altımda ve üstümde “Vahşi Rusya” var, çok net

Kartpostal diyorum ya, şunu da katın içine; kocaman bir orman, ormanda ahşap dik çatılı bir ev, yanında göl ve göle uzanan bir ahşap iskele ( ucunda merdiven olmazsa olmaz ) iskeleye bağlı 10 beygir gücündeki motoruyla ahşap 3m’lik tekne. Evin çatısı ben diyim mor siz diyin mavi boyalı. Şimdi bu betimlemeyi okurken aklınıza gelen tüm lüksü çıkarın resimden, hem de hepsini. İşte o yüzlerce minik adadaki insanlar bu evlerde yaşıyor. Lüksü çıkarın derken de şaka yapmıyorum; evler 2 katlı, altı ahır üstü 1 oda ( salon, mutfak & yatak odası ( ki ocak var onun üstünü kullanıyorlarmış yatak olarak )  ve 1 atölye. Tuvalet ahırda..

Kışın ( ki 7-8 ay sürermiş ) hala kimse mecbur değilse dışarı çıkmazmış. O avrupadaki ısıtmalı yollar falan gibi “lüks” yok yani burda.

Bu arada, tüm Rusya’da yılan sayısı bu sene normalin 19 katına falan çıkmış. Benim şansım mıdır nedir, heryerde yeşilliklere girmeyin, yoldan çıkmayın diye ikazlar var. Moskova’da parklarda bile çok fazlalaşmış, hadi hayırlısı

Yılan arkadaş bu, hani bildiğimiz sıcak seven sürüngen!!!

1

Neresi olduğunun detayını bilmediğim, ( herhalde 70-80m eninde ve sağı solu orman olan Volga’nın oratsında bir yerdeyim) sadece yıldızların ( ah bu da ayrı bir konu, ışıksız kuzeyde gece yıldızlar & samanyolu.. büyülü.. ) aydınlattığı geceden, hepinize tatlı rüyalar

 


Leave a comment