Sosyal medya olmasa insanlık öldü mü?

28 Ocak 2015 tarihli yazımdır..

Sosyal medya olmasa insanlık öldü mü? bizzat az önce yaşadığım gerçek olaydır, yorum sizin..

Kabus İstanbul trafiğinde geçen 1,5 saatin sonunda, evime 3 dakika içerisinde varacağımın mutluluğunu yaşarken, tam Zorlu Center önünde beyaz çuvalının üstüne yığılmış yaşlı bir adam gördüm. Nooluyor anlayamadan, nasıl ve nerde dururum diye bakınırken ( bir taraftan da aynadan bakıyorum adamın yanına falan biri geldi mi, varmı bir şey diye ) duramadım, ilerleyip adadan dönüp geri geldim. Geldim gelmesine de herkes o kadar saygılı, o kadar sabırlı ki trafikte durmama fırsat kalamadan kornalar eşliğinde tekrar ilerlemek durumunda kaldım. Bir taraftan hala adama bakıyorum ve hala yok yanında kimse. Tam söylenmeye başlamıştımki, genç bir çocuğun arabadan inip adama doğru koştuğunu gördüm. Adadan tekrar dönüp, kornalara aldırmadan arabayı biyerlere sokuşturup koştum adamın yanına. Diğer çocuk bu arada adamı az buçuk konuşturmuş, adamcağız ( sonradan öğreniyorum adı Ahmet’miş. 62 yaşında. eskiden inşaat işçisiymiş, koah olunca bırakmak durumunda kalmış. sosyal güvence yok, eş dost yok. plastik toplayıp satıyormuş, unkapanı’nda kendi deyimi ile bir bekar odasında ( üstüne basa basa söyledi ev değil oda diye ) kalıyormuş ) neyse Ahmet amca su istemiş. Çocuk ben alıp geliyorum hemen diye koşmaya başladı benzinciye. Ben de zorlu’nun güvenliğine koştum. Dedimki doktoru çağırın, böyle böyle. Dedilerki doktor yok bu saatte ( önce tabi o başka güvenliğe bağırdı, 2. güvenlik 3. Birine bağırdı falan, neyse 4. güvenlik görevlisi söyledi bunu ) Dedimki, nasıl olmaz, koca alışveriş merkezi+psm, nasıl olmaz. Hem zaten adam zorlu da değilmiş, zorlunun dışıymış orası. Zaten olan varsa da ( “olan da” değil dikkatiniz çekerim, “varsa da” ) paralıymış onlar. Doğru; 20m var aramızda, ben araba sürerken görüyorum duruyorum iniyorum, paşam 20m uzağı göremezken güvenlik görevliliği yapıyor. 3-5 dakika laf anlatmaya çalıştım, ya arasanıza bi haber verin falan, yok sanki havaya konuşuyorum. Bir taraftan da lutuf etti de adama doğru geri yürüdük. Bağırıyor adama “amca neyin vaaar” Ahmet amca nefes alamıyorum demeye çalışıyor ama hakkaten alamıyor, dolayısıyla konuşamıyor. Çocuk geldi bu arada, su muz falan 1-2 bişey almış. İçirip yedirmeye çalışıyoruz, 4 numaralı güvenlik görevlisi hala “amcaaaaa adın ne” diye bağırıyor. Bir gözüm dönmüş ( ki bilenleriniz bilir, gözüm dönünce tehlikeli oluyorum ben ) “BANA BAAK” diye başladım güvenliğe bağırmaya ( bi taraftan da üstüne yürüyorum, neyime güveniyorsam ) ” şimdi hemen amirini mi arıyosan kimi arıyosan arıyorsun, diyorsunki girişin yanında yaşlı bir adam yere yığılmış, acil doktor lazım diyorsun” ” ha doktor gelmezse, ben de İstanbul’un göbeğinde, Zorlu Center önünde, adam fenalaşıp yere yığılıyor, Zorlu Center’da kılını kıpırdatmıyor, hatta görüyor ve ilgilenmiyor diye bütün sosyal medyayı ayağa kaldırıcam, kimi buluyorsam yazıcam” diyorum. Alamıyorum hırsımı “bak aynen bu cümlelerle söyle o aradığın kişiye, anladın mı ne dediğimi” falan diye devam ediyorum. Su alan çocukta biraz arka çıkıyor sağolsun bana. Bu arada İstanbul’un göbeği ya, bi ben ilgileniyorum adamla bi de o çocuk!! Kaldırımdan yürüyen insanlar kafalarını bile çevirmiyor, çevirenler de kim bu deli bağırınıyor sokak ortasında diye bana bakıyor tip tip. Neyse nasıl bağırdıysam 1,5 dakika sonra Zorlu’nun güvenlik şefi/amiri yanında 4 tane sağlık görevlisiyle ( memorial ya da medline dı sanırım ) koşarak geldi. Sağlık görevlileri Ahmet amcayla ilgilenirlerken ( ki ambulansı getirtip, saturasyon ölçümüne kadar yaptılar – ki o çok saygılı şoförlerimiz ambulansın geçmesine bile “lütfen(!)” izin verdiler, çok isterdim tek tek ifşa edebilmeyi gerçekten ) güvenlik şefi ( sonradan aynı seviyede 2 kişi daha koşarak geldi ) gayet düzgün, gayet insancıl, gayet seviyeli şekilde haber alır almaz nasıl koştuklarını, insan hayatının ne kadar önemli olduğunu falan anlattılar bana. Ahmet amca bu arada kendine gelince bende biraz sakinledim ( Ahmet amcayla ilgili yukarda yazdığım detayları falan bu noktada öğrendim ) Adamla konuşurken görüyorum ki, öyle cahil falan değil Ahmet amca. Kazandığının çoğu ilaçlara gidiyormuş, cebinde ilaçları ve hepsinin adını ne zaman alınması gerektiğini falan da biliyor. Almışta aslında fenalaşacağını anlayınca ilaçlarını ama yetmemiş ya da geç kalmış işte. Havanın ve sabahtan beri taşıyarak dolaştığı beyaz çuvalın da etkisiyle yığılıp kalmış. Nasıl naif, nasıl tatlı bir amcaydı inanamazsınız. Sağlık görevlileri, tamamdır şu anda herşeyi normale döndü bilgisi verince; güvenlik şeflerinden rica ettim yağmurlu İstanbul akşamında jet hızıyla taksi buldular ( Ahmet amcanın ben yürürüm, iyiyim şimdi, param yok taksiye binecek diye utangaç söylenmesi eşliğinde ) taksiciye durumu anlatıp, parasını verip evine, pardon odasına, götürmesini rica ettim Ahmet amcayı. Umarım şu anda, sıcak odasında ( ki sıcak oluyormuş defalarca sordum ) birazcık olsun mutlu oturabiliyordur Ahmet amca… Ben mi, malum yağmur ve 5 derece sıcaklıktaki rüzgarı yemiş halde evime geldim. Kurtarırmıyım hastalıktan bilmem, ama kafamı çok huzurlu koyacağım yastığa bu akşam orası kesin. ( bu arada; anneme ve babama kocaman kocaman öpücükler, sizi çok seviyorum )

Gelelim ana fikre; İstanbul’un orta göbeğinde ve hatta en işlek saatte, sokak ortasında yalnızken başımıza bişey gelirse, çıkıp herkese duyururum bu yapmadıklarınızı diye bağırmaya başlayan biri olmazsa sonumuz çok iyi olmayacak… Sizce de çok acı değil mi???

Not: Zorlu Center güvenlik şeflerine ve sağlık görevlilerine tekrar çok teşekkürler. Yine de belki, güvenlik görevlilerinin de insan sağlığı/hayatı söz konusu olduğunda, sizin hassasiyetinizde davranmaları için bir aksiyon alabilirsiniz belki..


Leave a comment