İnsana bahşedilmiş en büyük nimet “unutmak” gerçekten. Bugün zaten teknolojinin olanca gücüyle buna karşı çıkıyor olması bir tarafa, birazcık iyi bir hafızanız varsa, bazen gerçekten kutsanmış ya da lanetlenmiş bir hayat yaşadığınızı düşünebiliyorsunuz.
Önce iyi tarafına bakalım; iyi bir hafıza kesinlikle hayatını kolaylaştırıyor insanın. Mutlu oluyorsun çünkü. Bahsettiğim şey aman unutmayayım telaşıyla, küçük işaretler ya da küçük notlarla tabiri caiz ise zoraki hafıza değil. Kendiliğinden olan, kendi önem sıralamanızdan bağımsız olan hafızadan bahsediyorum. Hatırlıyorsun işte, ya da unutmuyorsun.. Saçını tararken anneannenin sana anlattığı hikayeyi hatırlıyorsun, her defasında farklı bir sözü geliyor mesela aklına. Biraz gülümsüyorsun, biraz burnunun direği sızlıyor bazen 2 damla yaş iniyor gözlerinden. Her seferinde şöyle hafifçe kafanı kaldırıp gökyüzüne bakıp şapşal bir sırıtmayla suratında en özel duygularını yolluyorsun evrene. Mutlu oluyorsun.. Ya da mesela dost meclisinde, 15 sene önce gittiğiniz yemekteki sohbeti hatırlıyorsun, hatırlatıyorsun ve konu bağımsız yerlere düşüyorsunuz gülmekten. Mutlu oluyorsun.. Hiç hazırlanamadığın bir toplantıya girdiğinde, 2 hafta önce kahve molasında yaptığınız tartışmayı hatırlıyorsun bir anda, ortaya koyuyorsun fikri, a-nı ya da hatta toplantıyı kurtarıyorsun. Mutlu oluyorsun.. Bodrum’da her zaman kaldığın pansiyon odasındaki musluğun tamir edilmemiş olma ihtimalini hatırlıyorsun mesela, önlemini alıp birden açmıyorsun, yine sırılsıklam olmuyorsun. Mutlu oluyorsun.. Evlenme yıldönümleri, doğum günleri vs. bahsetmiyorum bile. Sen aramadın mı seni arıyorlar iyi misin diye. Mutlu oluyorsun.. En önemlisi de, sen mutlu olurken aslında mutlu da ediyorsun. Bunu gördükçe, yaşadıkça daha mutlu oluyorsun, daha mutlu ediyorsun, daha mutlu oluyorsun, daha mutlu ediyorsun… böyle bu döngü içinde gidiip duruyorsun. Mutlu oluyorsun, kutsanmışım çünkü..
Gelelim lanet tarafına; unutmayı tercih edemiyorsun. Kendiliğinden çıkıvermiyor zaten aklından ve sen ne yaparsan yap atamıyorsun onu. Seneler sonra gördüğün bir afiş, o gün yaşadığın çaresizliğin aynısını aynı şiddette yaşatıyor sana. Canın acıyor, etin koparılmışcasına. Ya da önünden her geçtiğinde eski ev arkadaşının yaptıklarını aynı tazelikte yaşattırıyor sarı bina. Canın acıyor, aynı direğe dümdüz sürmek istiyorsun arabayı. Yıllar önce aşık olduğun eski sevgilin toplantıya geliyor şirkete, üstünden ne kadar zaman ve ne kadar olay geçmiş olduğundan bağımsız, hızlı çekim her dakikasını yaşıyorsun ilişkinin. Tüm söylenmemişlikler ya da çok söylenmişlikler, sinir, sitem bastırıyor güzellikleri. Onda bıraktığın parçanla karşı karşıya kalıyorsun sonuçta. Canın acıyor, tüm diş köklerini hissediyorsun. Anımsatıcılardan,tarihte bugünlerden, akıllı cihazların yarım akıllarından bahsetmeyelim yine. Bakmasan beynini kemiriyor, baksan kalbini.. Facebook’tan başlayıp link’ten link’e atladığın bir noktada bir cümle okuyorsun, 2 yıl önce o’nunla yaptığın bir konuşma geliyor aklına. Konuşmayı hatırlamadığından zaten emin oluyorsun da, acaba benle ilgili ne hatırlıyor diye düşünüyorsun. Canın acıyor, boğazın düğümleniyor çünkü.. Canım acımasın, takma boşver unut gitsin diyorsun hepsi için, iç hesaplaşmanı yapıp evrene bırakıyorsun gerisini. 3 ay sonra bir koku duyorsun sahilde. Canın acıyor, lanetlenmişim diyorsun kendine..