Herhalde bi 15 yıldır falan doğu karadeniz’e gitmek istiyordum. İstiyordum istemesine ama tipik bir izmirli olarak; yaz döneminde aldığım 1-2 haftalık tatilleri tabiki deniz tatili olarak kullanmayı tercih ettim hep. Hatta ben öyle kış tatili ( kayak vs ) de yapmam pek. Tatil denince benim gözümde canlananlar deniz, güneş, tekne, kum, bira, balık, güneş gözlüğü, midye, hasır şemsiye, iyot kokusu vs vs.. Bu sene şartlar olgunlaşıpta, yaz dönemi için uzunca bir tatil sürem olunca, denizle buluşmadan önce topladım pılımı pırtımı attım kendimi Trabzon havaalanına 😀
Herşeyden önce, ben tüm doğu karadenizi gezdim dersem çok büyük haksızlık etmiş olurum hem bölgeye hem bu yazıyı okuyanlara. Artık coğrafyayı, doğayı, nereye nasıl bir araçla gidileceğini, ne yenileceğini falan biliyorum anca. Yani benle doğu karadenize gitmeniz sizin için bir avantaj olur diyelim 😉
Başlasın Tülin’in Doğu Karadeniz macerası 👏👏
Sabah havaalanına çok erken gittiğimden, hiç zorluk çekmeden, sağ pencere kenarında yer boulup, tüm karadenizi 30000 feet’ten (yurtiçi uçuşlarda da bu kadar yükseliyor muydu uçaklar ya??) izleyerek gittim Trabzon’a. Hele havanın böyle açık olduğu bir dönemde gidiyorsanız, mutlaka sağ cam kenarı olsun koltuğunuz mutlaka.
Bende hepimiz gibi, karadeniz fıkralarıyla büyüdüm. Karadeniz insanının olaylara -en azından benden- farklı bakış açısı, pratik zekası, düz mantığı ve hiciv şekli hep güldürdü beni ama niyeyse bu yolculuk başında tam da bu yüzden (ve belki birazda daha önce buraya gelmiş tanıdıklarımdan dinlediğim hikayelerin de etkisi vardır) biraz endişeli biraz da ön fikirliydim. Siz yapmayın ve kendi hikayeleriniz yazın 😊 Neyse daha indik, tekerlekler yere değdi dakka 1; tamam dedim şehir Trabzon da pilotta mı laz arkadaş?? Herhalde öyleydi, bence öyleydi en azından 😀 Normalde nedir; uçak iner, pist sonunda sağdan ya da soldan taksiye geçip körüğe yanaşır di mi, hayır öyle olmadı. Pilot, minibüs caddesinde u dönüşü yapacak bıçkın taksi şoförü edasıyla, uçağı geniş alıp pistin ortasında bir U dönüşü yaptı ve indiğimiz istikametten çıktı taksiye. Binanın önüne gelip durdu, kapılar açıldı, inip yaklaşık 20 adım attıktan sonra binaya girdik. Hayır hayır pistin sonunda çıkış yeri yoktu değil, dönerken özel olarak dikkat ettim buna. Pilot bildiğin pist ortasında uçakla U dönüşü yaptı 😂😂 Sabah saat 8, günaydın Tülin 👌👌
Neyse, uçaktan inip yürüyerek girdiğim Trabzon’da ilk dikkatimi çeken Arap nüfus ve istisnasız tüm tabelaların Arapça olması oldu. Tüm tabelalar diyorum ya, abartmıyorum, gerçekten resmi ya da gayri-resmi tüm tabelalar Arapça. Yani türkçenin altında arapça da yazıyor herşey. Kendimi en azından hala türkçe de yazıyor diye düşünmekten alıkoyamadım maalesef. Trabzon halkı, parayı görünce çok fazla ev/arsa satmış araplara. Ve bunu Trabzon’un her ilçesinde, her köyünde yapmış. Tabelaların nedeni de buymuş. Yerli arap halk..
Tüm Trabzon’lulardan çok özür dilerim gerçekten ama Trabzon’da bulunduğum her saniye daha bi az sevdim Trabzon’u. Ki hava falan gerçekten çok güzeldi, gezmeye çok müsade etti, sıcaktan bunaltmadı ya da yağmurla ıslatmadı ama yani yok yetmedi bana. Bence siz de bir Trabzonlu olarak şu gün gitseniz, siz de bulamayacaksınız o eski anılarınızdaki Trabzon’u.
Bu kadar sevmeyince şehri, kabul ediyorum, biraz turistlik geçirdim vaktimi burda aslında. Atatürk Köşkü, Ayasofya Camii, Sürmene, Uzungöl vb. Sümela Manastırı restorasyonda olduğu için gidemedim. Herşey bir yana Trabzon’un en en büyük hayal kırıklığı bu oldu bende. Bişey değil, görmek için tekrar gitmem gerekecek ya Trabzon’a yanarım yanarım ona yanarım 😃
Ayasofya Camii; aslen bir manastırmış ve Trabzon’un fethi sonrasında camiye dönüştürülmüş. Onarılmış yıkılmış falan yıllar içerisinde. Bana en ilginç gelen yanı, yerli halkın, burayı daha önce manastır olduğu için ibadethane olarak kullanmak istememesini öğrenmek oldu. Hatta henüz hala imam ataması bile yapılmamış. Müze olsun ya da ibadete açılsın tartışmalarının devam ediyor olması bir yana, bu kadar güzel bir yapının bu kadar bakımsız bırakılması gerçekten içler acısı gerçekten..
Atatürk Köşkü; gerçekten şehrin en güzel yeri Soğuksu’da, küçük bir koru içinde. Atatürk Trabzon ziyaretlerinde burada kalırmış. 1938’den sonra müze haline getirilerek ziyarete açılmış. Kapıda açıklamaların sadece türkçe ve arapça yazılması beni yine sinirlendirmiş olsa da, orda olmanın her saniyesi, beni ayrı bir hikayeye sürüklediğinden midir nedir, pek keyifliydi. Sonrasında, belediyeye ve kültür bakanlığına yazdım en azından ingilizcenin de eklenmesi için. Yolunuz düşer de gider görürseniz, bana haber verin lütfen. Belki bi katkım olmuştur..
Sürmene/Sürbisa/Sürdövbisa; bu benim için tamamen süpriz.. Yola çıkmadan 1 gün önce, yakın bir arkadaşımın “aa bize mutlaka bıçak al” demesi ve benim nooluyoruz dememle başlayan bir süpriz. Meğer en iyi bıçaklar burada üretiliyormuş ya 😮😮 Kavgalarda ve horonda kullanılmak için yapılmaya başlanmışlar ilk. Bir de balıkçılık tabii. Evlerde yapıyormuşmuş halk. Sonrasında suç aleti olarak tanımlanınca, dernekleşmişler vs vs.. Kendime hiç alma niyetinde değildim, ama bıçak ustası üşenmeden gidip getirdiği domatesi kesmem konusunda ısrarcı olunca sonuç kaçınılmaz oldu tabii. Hayır o dakikadan itibaren sürekli kafamda uçağa nasıl sokucam bunları sorusu döndü durdu. Mecbur bagaja verdim valizi 😊
Uzungöl; tek kelimeyle REZALET, tam bir hayal kırıklığı taam. Bi kere hani o her yerde gördüğünüz klasik Uzungöl fotoğrafı vardır ya, hani şu göl ve arkada cami ve yemyeşil doğa.. Yok artık öyle bişey. Heryer bina olmuş heryer. Ve her yer arap. Araplar buradaki binaları sezonluk olarak raici üzerinde bir paraya kiralıyormuş. Haziranda maaile geliyorlarmış, eylül gibi dönüyorlarmış. Dolayısıyla illa burada konaklamak istesen bile yaz döneminde yer bulmak neredeyse imkansız, bulsan da çok çok pahalı. Gölün bir tarafına küçük bir panayır kurulmuş durumda. Derme çatma 1-2 carousel ve onlarca hani 1 liracı dükkanlar vardır ya çin malı satan onlardan. İnsan ister istemez nerdeyim ben diyor. Bir de pis, hem de çok çok pis. Hatta benim gittiğim dönemde, açık hiçbir şey tüketmemiz yönünde uyarıldık. Sağlık Bakanlığından gelen kağıtlar dağıtıldı, o kadar pis..