Doğu Karadeniz vol.2 – Artvin

Burada hiç öyle siyaset konusuna girmek istemiyorum. Ama şu hani caps’lere defalarca konu olmuş “ama yol yaptılar” lafı varya, insanların ne demek istediklerini ben gerçekten burada anladım. Karadeniz sahil yolu, hala tüm yerel halkın dilinden düşürmediği bir icraat olmuş doğu karadeniz için. İnsanların hayatlarını kolaylaştırmış çünkü, yaşam kaliteleri artmış, hızlanmışlar, daha güvenli hissetmişler. Dedimya hiç siyasete girmek istemiyorum, tabiki yapılacaklar, geç kalındılar, malzemeler, çökmeler, kim olsalar bir tarafa insanlara dokunuşu taa öbür tarafa. Otoyoldan Rize’ye gidip , dağ yolundan Artvin’e geçince anladım bunu. Dağ yolunda kendimden geçip nereye bakacağımı şaşırmış olsam da, ister istemez gündelik yaşam empatisini kuruyor insan.

Dedim ya kendimden geçtim dağ yolunda, gerçekten öyle. Sınırsız, sonsuz yeşil içersinde ilerliyorsun, huşu içerisinde. Nasıl anlatsam, hani böyle kış günü, puslu pazar sabahı, sıcacık yorganın altından kalkıp, söylene söylene belgrad’da yürüyüşe gidersin de daha arabayı bile park etmeden geçtiğin yol, sonraki o dinginlik, doğanın sesi, seni kendine getirir ve ohh iyiki gelmişim dersin ya, işte onun 28 katını falan düşünün. (28 yeter mi emin olamadım bi an 😊) İstediğin kadar okumuş, istediğin kadar izlemiş ya da dinlemiş ol, bu öyle tecrübe edilmeden yaşanabilecek bir his değil gerçekten. İnsanı camları açtırıp, müziği kapattırıp, bu yaşta camdan sarkıtan bi duygu.. Bu arada aklınızda bulunsun, eğer mideniz virajlı araba yolculuğuna dayanıklı değilse, mutlaka önleminizi alın. Hatta dayanıklı olduğunu düşünüyorsanız da tedbir olarak alın 😃😃

Artvin ile başlayalım; Türkiye’nin en kuzeydoğusu ile.. %60’ı orman olan bir ilden bahsediyoruz. Hem altı da deniz. Cennettesin yani 😊 En azından ben kendimi Artvin’de kaldığım sürece öyle hissettim. Hepsini gördüm diyemem ama Türkiye’de gördüğüm en büyülü milli park burada; Karagöl Sahara Milli Parkı, Şavşat Karagöl & Borçka Karagöl.. Uzun ve virajlı bir araba yolculuğu ve çiseleyen yağmurda yaklaşık 30 dakikalık bir yürüyüş sonrasında karşımda Karagöl’ü görünce ne yapacağımı şaşırdım inanın. Yürüyüş öyle hep patikadan falan yaptığın bir yürüyüş değil, derelerle kesilmiş yollardan, yardım almadan atlayamacağın taşlardan, ortamdaki en aykırı şeyin insan olarak sen olduğun, ara ara ürktüğün bir yürüyüşten bahsediyorum. Ama düzlüğe inipte o manzarayı gördüğün an varya, nutku tutuluyor insanın, gördüğüne inanası gelmiyor. Saygıdeğer bir photoshop üstadının, windows 137 için yaptığı default wallpaper gibi. MUH-TE-ŞEM.. 1500 rakımda, toprak kayması sonucu oluşmuş bir gölden bahsediyoruz. Erezyon nedeniyle de dolma tehlikesiyle karşı karşıyaymış. O nedenle en kısa sürede gidin buraya en kısa. Konuk evi gibi birkaç odalı minik bir tesis de var ama asıl keyfine bence kamp yaparak varılır buranın. Ben buradayken, karşı kıyıda kurulmuş çadırlar, yakılan ateş ve göle atlayanların neşesi biraz kıskançlıkla beraber mutluluğuma mutluluk kattı inanın. Kesin gidin diyorum bakın buraya. Hatta haber verin beraber gidelim. Çünkü dönüpte fotoğraflarını google’ladığımda gördüklerim, her mevsimini görmek istiyorum hissiyatımı %100 destekliyor. Sana bunları hissettirmiş bir yerin sadece puslu koyu yeşili kalmamalı hafızanda..


Leave a comment