Oslo – Kuzeyin Başkenti

Tüm planımızı yaparken o kadar fazla Tromso üzerine çalıştık ki, dolu dolu 24 saatimizi Oslo’da geçireceğimizi farkettiğimizde kalkışa 2 günümüz kalmıştı 😛 Çift koldan hızlıca araştırmayı yapıp, planlamayı da 3,5 saatlik uçak yolculuğumuzda yaptık (Oslo’nun bu gezideki önemini sanırım anlamışsınızdır 🙂 )

Biz Oslo’ya inerken, iniş takımları açıldığı halde henüz hala şehri göremiyorduk. Sadece birkaç kar ve çam ağaçlarıyla (bence çama benziyorlardı ama yanlış bilgi de vermiş olmayayım) kaplı dağ zirvesi ve sonsuz bir beyazlıktı manzaramız. Kış döneminde Oslo ya da Norveç’in herhangi bir bölgesine gidecekseniz, ortaokul coğrafya dersi bulut çeşitleri (alçak bulutlar, orta seviye bulutlar ve yüksek bulutlar) bilgilerinizi tazeleyin derim. Doğu için bir şey diyemem ama biz Türkiye’nin batısında kesinlikle alçak bulut görmüyormuşuz. Kafamdaki bulut bilgisi ve algısı tamamen altüst oldu benim 🙂 Buluttan çıkmamız ve tekerlerin yere değmesi arasındaki zaman belki 1 dakikaydı hadi bilemedin 2..

Oslo Norveç’in başkenti ve en büyük şehri. Oslo Fiyordu’nun kıyısında kurulu yani deniz kenarında. Dolayısıyla yön bulmakta zorlanmıyorsunuz 🙂 En büyük şehir dediğime bakmayın ~700bin nüfusu var yani İstanbul’da yaşayanlar için bir Kadıköy’den biraz daha büyük.. Havaalanından şehre trenle 25-30 dakika da varabiliyorsunuz. Yok benim vaktim değerli, paramda var derseniz, hızlı trenle 15-20 dakikada da gitmeniz mümkün. Aylardan Aralık olduğundan, hava sabah 9:00-9:30 gibi aydınlanıp öğleden sonra 16:00-16:30 gibi de kararıyor. Christmas öncesi olduğu için şehir ışıl ışıl, çok güzeldi.  Şehrin en popüler caddesi Karl Johans Gate’in bir bölümüne oldukça büyük bir christmas market kurulmuştu ve cumartesi akşamüstü sanırım bütün Oslo buradaydı 😀 Benim gezilerde pek öyle alışverişle işim olmuyor ama eğer alışveriş yapacağım diyorsanız doğru adres burası. Bizde bir süre burada takıldık, karnımızı doyurup biraz keyif yaptık. Moose (bunun türkçesi ne gerçekten bilmiyorum. Sözlüğe baktığında geyik diye geçiyor ama Norveç’te geyik dedinmi hangisi diye soruyorlar. Reindeer mı Moose mu)  Karl Johans Gate yaklaşık 2km’lik araç trafiğine kapalı bir cadde. Parlamento binası Stortinget ve Ulusal Tiyatro cadde üzerinde. Bir başı Kraliyet Sarayına çıkıyor. Okuduğum bir blog’da saray için aynen şöyle yazıyordu “Koskoca Norveç Kraliyet ailesinin sarayı sadece 173 odalı. Bizim yepyeni 1150 küsur odalı sarayımızın yanında adeta bir kuş yuvası. Norveçliler nasıl itibar kazanacaklarını hiç bilmiyorlar. Peh!” Şaka bir yana, hakikaten bu mu saray diyorsun, biz yanına kadar gitme gereği bile duymadık. Bir de Akershus Kalesi. Biz alışmışız kale deyince devasa şeyler görmeye, bu mudur yani kale dedikleri olduk.

Aker Brygge bölgesi ve Tjuvholmen, limanda yer alan, şehrin en trendy bölgesi. Binalar yeni ve muhteşem bir mimari ile yapılmış. Yere kadar inen camlar ve kocaman kocaman balkonlar, teraslar. Bu kadar kuzeyde, bu kadar fazla cam ve balkon görmek beni az şaşırtmadı dersem yalan olur. Bir de öyle perde falan yok hiç. Sonradan öğrendik ki, camlar gün ışığından maksimum seviyede yararlanmak içinmiş. Balkonlar da keyif için 🙂 (tam benlik taam) Perdelere gelince, “saklanacak ne var ki, tabi ki saklanacak bir şey yok” gibi bir cevap aldık 🙂 Sahil boyunca, dışarıda ısıtmalı açık hava masaları bulunan cafe’ler var. Hemen herkes buralarda oturup, kahvesini birasını içip, geleni geçeni seyrediyor. Bu arada, Norveç’liler balıktan ve geyikten o kadar baymışlar ki, şehirdeki italyan ve amerikan restoranları ( TGIF, Olivia’s vb.) en kalabalık restoranlar. Yerel halk buralara gitmeyi tercih ediyor, öneri sorarsanız buraları söylüyor 🙂 Yolun başında belediye binası var, sonunda da Astrup Fearnley modern sanat müzesi var. İçine girmedik ama mimarisine ve bahçesine bayıldım.. Bu arada, alkol tüketim oranı çok gerçekten çok yüksek. Cumartesi akşamı, saat 22:00’den sonra yolda gördüğün neredeyse herkes sarhoş. Kahkahalar ve şarkılar çınlıyor sokaklarda. Alkol satışı, bizdeki gibi saat 22’de son buluyormuş Norveç’te de. Ama bizdeki nedenlerden dolayı değil tabii, o kadar fazla tüketiliyormuş ki, hükumet insan sağlığını koruyabilmek adına böyle bir uygulama başlatmış 🙂 Bu arada yine sonradan öğrendik ki; özellikle trafikte alkole olan tolerans sıfırmış. 1 bira içtim bir şey olmaz falan yemiyor yani. Hafta içi dışarıda alkol tüketenleri de hoş karşılamıyormuş toplum. Dolayısıyla hafta sonu gelince cümbür cemaat, arabaları evde bırakıp, hunharca alkol tüketiyorlarmış..

Hem dış hem iç mimarisiyle büyüleyen Oslo Opera Binası. Sydney’dekine rakip olarak gösteriliyormuş. Sydney’i görmedim, kıyaslama yapamayacağım ama Oslo’dakinin yanına gelip üstüne çıkıp, yürüyüp sonra inip, içine girmeden fotoğraflarla falan anlamıyorsunuz güzelliği. Donan denizin buz kütleleri arasından çıkan buzdan bir saray gibi tasarlanmış bina. İlginizi çekerse bi google’layın yapımını vs. ayrıca bina güneş pilleri ile kendi enerjisini kendi üreten bir bina. Viking’lerin Norveç’e ilk kez buradan ayak bastığına da inanılıyor.. (Makine yanımda olmadığından gece iphone ile çektiklerimi kendim bile beğenmedim. O yüzden fotoğraf yok 😦 ama google’layın mutlaka..)

Vigeland Heykel Parkı, mimar Gustav Vigeland tarafından tasarlanmış, 200’den fazla granit, bronz ve dökme demir heykel ile hizmet veren bir kültür merkezi.. Fazla söze gerek yok, fotoğraflar konuşsun. “Must see at Oslo”olarak işaretlensin 🙂

 

Grünerlokko, Oslo’nun gözde bölgelerinden biri. Şehir merkezine göre biraz daha uygun fiyatlarla, daha lokal yemek yiyip muhteşem kahve içebileceğiniz bir yer. Giderseniz Tim Wendelboe’ye uğrayıp çekirdek kahve alın mutlaka. Efsane, efsane.. Hatta bana da alın 🙂 Dar sokaklarından yürüyüp, Ingens Gatee varın ve rengarenk grafitilerin, sokak satıcılarının keyfini yaşayın..

Damstredet, rengarenk ahşap evlerin bulunduğu yokuşlu ve küçük bir sokak ama tam fotoğraf çekmelik..

Oslo’ya bir kez daha gelmek için bıraktıklarımız;

  • Holmenkollen Gök Müzesi ve Atlama Kulesi – Hem şehir manzarasını görmek adına hem de atlama kulesinden atlayamayacak olsak da bire bir yapılmış simülatöre binmek için çok istemiştik gitmeyi.
  • Edvard Munch Müzesi – Mona Lisa’da yaşadığım hayal kırıklığından sonra “Çığlık” için girip sınırlı olan saatlerimizi harcamak istemedik.
  • Tekne ile Fjord turu – Sabah 10:30’da kalkıyor ve 2 saat sürüyor. Blog’lardan çok keyifli olduğunu okumuştum ancak bizim önem sıramızda 24 saat içine girmeyi başaramadı.
  • Nobel Barış Müzesi – Cumartesi biz gittiğimizde kapalıydı. Pazar da vaktimiz kalmadı..

 

Tülin’ce Tromso’nun ve Tromso’daki tüm yaptıklarımızın detaylarına da buradan ulaşabilirsiniz.

Yok ben o kadar okuyamam, fotoğraf ağırlıklı bakmak istiyorum derseniz;

Whale Watching için buraya,

Dog Sledding için buraya,

Kuzey Işıkları için de buraya tıklayabilirsiniz.

Şehir detayları ve Fjord turu fotoğrafları için ana yazıya gitmeniz lazım 🙂


One thought on “Oslo – Kuzeyin Başkenti

Leave a comment