Tromsø – Long lasted dream..

“As you step across the arctic circle, you enter a realm where nature rules and the people must obey in reverence..”

Bu cümleyi ilk okuduğumda heyecandan tüylerim diken diken olmuştu. Şimdi yazınca, yüzümde yine aynı aptal gülümsemeyle durdum birkaç saniye. İnanılmaz yoğun, aksiyon ve adrenalin dolu, her dakikası dolu dolu, kuzey kutbunda 3 gün 3 gece..

Masal gibi bir yer Tromso. Hani böyle sanki film setindesin de her şey yerli yerine tam da senin sevdiğin gibi, tam da o çocukluk yıllarında kitaplarda ya da televizyonda gördüğün gibi yerleştirilmiş sanki. Ne zaman nereye bakacağını şaşırıyorsun.  Masal ya, kahramanının sen olduğu tam bir masal içerisindesin..

gls_4821-medium

  • Buradaki fotoğraflar, şehir içindeki gezmelerden ve Fjord Excursion turundan fotoğraflar. Biz turu Arctic Explorers ile yaptık ve çok memnun kaldık. Tur ve rehber çok iyiydi. Ön bilgilendirmeler, ilgi alaka 10 numara 5 yıldız.. Hangi dönemde gittiğiniz ve nasıl bir fjord turu istediğinizle de alakalı olarak, alternatifler için Visit Tromso sayfasını ziyaret edebilirsiniz.
  • Biz Quality Hotel Saga’da kaldık. Çokta memnun kaldık otelden. Odamız falan gayet geniş ve rahattı. Yeri kilisenin karşısında, çokta merkeziydi. Tromso’da kalacağınız yerle ilgili 2 önemli konu var:
    • Mutlaka ama mutlaka kahvaltı veren bir otel tercih edin. Airbnb yapıyorsanız da, iner inmez bir markete gidip kahvaltı için malzeme alıp koyun mutfağa. Sabah oldukça erken başlıyor turlar, yani en geç 9’da alıyorlar sizi otelden ve o saatte açık fırın ya da kahvaltı servisi yapan bir cafe bulmanız çok olası değil.
    • Şehir merkezinde kalmak bence daha mantıklı bir seçim. Şehir dışında iglo’larda kalıyor olmak çok çekici gibi görünüyorsa da, yapacağınız turlar için her seferinde şehre inmeniz gerekecektir. Hem zaman, hem ulaşım zorluğu, hem sırtınızdaki kamera, hem de bütçe anlamında zorlanabilirsiniz. Özellikle gece turlarından dönüşlerin sabah 4’leri bulabildiğini gözardı etmeyin. Şehir merkezindeki bir otelde kalırsanız, turlar otelinizden alıp, otelinize bırakıyor sizi

69. paralelde, yani kuzey kutbundayız ama kar yok!!! Evet evet doğru okudunuz, biz oradayken kar yoktu Tromso’da. Normalde bu mevsimde hava sıcaklığının sahilde -50 civarında olması gerekiyormuşmuş ama biz oradayken 10-20 lerdeydi. Yine bu dönemde 30-50cm kar olması gerekiyormuş ama dedim ya kıyıda hiç kar yoktu. Bu arada, kıyıdan içlere doğru yaklaşık 45dakikalık ya da 1 saatlik bir yolculuk yaptığında, sıcaklık 150-200 kadar farkediyor. -100lere iniveriyorsun birden. Oralarda kar var ama o kadar fazla yağmur yağdı ki, oralardaki kar oranı da olması gerektiğinden çok çok azdı. Yağmur dedimde, biz o konuda inanılmaz şanslıydık. Ne zaman kapalı alandayız yağmur yağıyor, ne zaman dışarı çıkıyoruz yağmur duruyor. Sadece balina turundan dönerken yağmura maruz kaldık. Onda da zaten, kuzey buz denizinde, 15km/sa hızla esen rüzgara karşı yol alıyorken üstüne yağmur yağıyor olması çok bir şey değiştirmiyor 🙂

Bizim en büyük sorunumuz kar, yağmur değil rüzgardı. Rüzgarın çokluğu, hissettiğin sıcaklığı epey düşürüyor o ayrı ama mesela, bizim teleferikte mahsur kalmamıza da neden oldu 🙂 2. günümüzde fjord turundan döndükten sonra, şehri gezmek üzerine plan yaptık. Arctic Cathedral’e gideceğiz, ordan teleferiğe (Fjellheisen-Cable Car) çıkıp terasından Tromso’ya bakacağız vs vs. Deniz seviyesinden 500m kadar yükseğe çıkıyorsun teleferikle. Yarım saatte bir yapılan 3-4 dakikalık bir yolculukla çıkılıp, inilebiliyor. Biz saat 16:00 teleferiğine yetişebildik. Kabinde bizden başka 3 kişi daha var. Ayağımın altının boş olması hissiyle ilgili ciddi sorunlarım olsa da, teleferiklerden çok korkmam. Bir de zaten hava karanlık 🙂 Başladık çıkmaya, yükseldikçe hafif hafif sallanmaya başladı kabin. Sonra hafifliğin düzeyi arttı, sona doğru baya beşik kıvamında sallana sallana çıktık yukarı. Beşik derken abartmıyorum, kabin istasyona sağa sola çarpa çarpa girdi. Dokunma değil, bildiğin çarpma. Neyse biz indik, girdik içeri. Çok fazla rüzgar olduğu için ve yerin tamamen buz olmasından dolayı terası kapamışlardı 😦 Arkasında da bir yürüyüş parkuru var ama yani dışarı çıktığında yerdeki buzun da etkisiyle rüzgar seni alaşağı ediveriyor. Mümkün değil yani tutunmadan ilerlemek. Neyse, cafede oturup biramızı içtik falan derken hadi dedik inelim. Teleferiğin kapısına doğru yürüyorduk ki, görevliler saat 17’de iniş olmayacağını söylediler. Bir sonrakini beklememiz gerekecekmiş. Niye dedik, çok fazla rüzgar var dediler. Peki dedik 17:30’da dinecek mi ki rüzgar, yani kesin iniş olacak mı? Dedi “Bilmiyorum”. Bilmiyorum ne demek arkadaş?? Peki dedim, dinmezse nasıl ineceğiz buradan? Adamın orada yüzüme bakışını epey bir süre unutmayacağım herhalde; “o zaman hep beraber ineceğiz” cevabını aldım. Hep beraber ama nasıl? O an niyeyse soramadım bu soruyu. Nasıl olsa Norveç’teyim, yani bizi dağ başında mahsur bırakmazlar herhalde. İnternet var, en kötü ihtimalle kurtarma istiyorum diye tweet atarım, gelip alırlar falan diye düşündüm, Norveç’teyim ya.. Ama tabi şimdi yazıyı yazarken insanların adalarda mahsur kaldığını (altta anlattım) hatırlayınca, o anki düşüncemin çokta mantıklı olmadığını farkettim 🙂 Neyse herhalde bi yarım saat 45 dakika sonra kabini açtılar. Binada ne kadar insan varsa (sanırım toplamda 25 kişi kadardık) hep beraber teleferiğe binip sallana sallana (25 kişinin toplam ağırlığının baya ağır olduğunu atlamayalım) az korkup, korkuyu kahkahaya vurarak indik aşağı 🙂 ( İstanbul’dan yükselen ne işiniz var kuzey kutbunda bu mevsimde dağın tepesinde teleferikte seslerine ayrıca teşekkürler, seviyorum sizi, iyi ki varsınız)

Biraz da genel bilgi (bunlar çok fazla wikipedia’da bulacağınız bilgiler değil baştan söyleyeyim);

  • Tromso (aslında Tromsø); kuzey Norveç’te, kuzey kutup dairesinin 350km kuzeyinde bulunan, yaklaşık 75000 nüfuslu, kuzey kutup dairesi içerisindeki 3. (ilk 2 sıradaki şehirler Rusya’da) Lapland’daki (avrupa kıtasnın kuzey kutup dairesi içerisindeki bölgesi Lapland, burada yaşayanlar da Lapon olarak adlandırılıyor) en büyük şehir.
  • Şehirde havaalanı ve üniversite olmasından dolayı, Gulf Stream etki alanında olduğundan göreceli olarak ılıman bir kutup iklimine sahip olmasından ötürü ve de en önemlisi kuzey ışıkları bölgesinde olmasından ve dünyanın rotasyonundan ötürü bu doğa harikasının izlenebileceği en iyi yer olması, 5-6 yıl öncesine kadar 30-35 binlerde olan nüfusunu 2,5 katına çıkarmış durumdadır.
  • Aralık döneminde polar-night yani kutup gecesi dönemi. Hava 11:30 gibi aydınlanıp 14:00 gibi kararıyor. Aydınlanma dediğime bakmayın, öyle güneş falan yok. İstanbul’da bu mevsimde saat 16:30’da hava ne kadar aydınlıksa işte o kadar. Yani gündüz aktivitesi yapmak için zamanınız çok kısıtlı. 21 Ocak’a kadar da güneş hiç gözükmüyor. Her yıl 21 Ocak’ta güneşe merhaba etkinlikleri düzenlenirmiş. Saat 15 dedi mi, bizim burada gece saat 22’de hava neyse o hale geliyor her yer. Her gün otele dönme vaktimiz geldi diye düşünüp sonra saatin henüz 15:30 olduğunu kendime hatırlatmadım dersem yalan olur 🙂 Bu arada aydınlık yok ama her yer ışıl ışıl. Evler, binalar, yollar zaten ışıl ışıl da, ilginç olan yerel halk ya da turistler mağdur olmasın diye özel aydınlatmalı hiking alanları, kayak pistleri falan yapılmış durumda. Öyle 100m’lik pistlerden bahsetmediğimi tahmin etmişsinizdir diye düşünüyorum.
  • 3 bölümden oluşuyor Tromsø; Ana kara, Tromsøya ve Kvaløya ( bu sondaki øya’lar ada demekmiş, yani Norveç haritasına bakıp øya’ları sayarsanız adalarını görmüş olursunuz. Hoş gözünüz buna ne kadar dayanır bilemem ama ben yine de söylemiş olayım 🙂 ) Bu arada, Kvaløya, Norveç’in 5. Büyük adasıymış. Yani aslında Tromsø olarak bahsettiğimiz yer, coğrafya olarak öyle çokta küçük bir yer değil. Nüfus dağılımı olarak bakarsak 40000 civarı Tromsøya’da 15000 civarı ana karada ve 15000 civarı da Kvaløya’da yerleşmiş durumdadır. Ana kara ile Tromsøya birbirine Tromsø köprüsü, Tromsøya ve Kvaløya birbirine Sandnessund köprüsü ile bağlanıyor. Özellikle Sandnessund köprüsü, cruise gemilerinin geçebilmesi adına inanılmaz yüksek yapılmış bir köprü. Hava şartlarına kötüleştiğinde, köprüler trafiğe kapatılıyormuş. Dolayısıyla, insanların günlerce adalarda mahsur kalması durumu aslında çokta yöre halkının yabancı olduğu bir durum değilmiş. Bizim orada olduğumuz 3 günün 2sinde rüzgar oldukça fazlaydı. Bu nedenle, tur rehberleri, diğer tüm bilgilerle beraber yolun kapatılma ihtimalini de kontrol ettiler.
  • Bir de adaların bir tarafından diğer tarafına gitmek için kullanılan tüneller var. Şimdi Tülin ne diye tünellerden bahsediyorsun demeyin. Bildiğiniz bir ucundan girip diğer ucundan çıktığınız tüneller değil bunlar. İçinde 2’li, 3’lü ve 4’lü kavşakları olan tünellerden bahsediyorum. Siz hiç dönel kavşaklı tünel gördünüz mü dağın altında?? Biz Tromsø’da gördük 🙂

~~ Spoiler : 3 favori bölümüm burası 🙂 ~~  

  • Kuzeydeki en büyük şehir dedimya, PwC ofisi bile var Tromso’da. Yerel halk genel olarak kurumsal işlerde çalışmayı tercih ediyormuş. Sabah 9’da işe gidip, akşam 4’de (neredeyse her yer 4’de kapanıyor, kapanmayanlar da 6’da kapanıyor, en en geç kapanan 2-3 yer de 8’de kapanıyor. Hafta içi 9’dan sonra restorandan evine oteline dönen 3-5 kişiden fazla kişi görmüyorsunuz sokaklarda. Haftasonu cafe’ler barlar dolunca, Oslo’da bahsettiğim görüntüler burada da oluyormuş) çıkıp evine gitmek istiyorlarmış. Genel olarak evine, ailesine fazla düşkün yaşarlarmış. Evi haricinde, hemen herkesin okyanus kenarında ya da dağda ikinci bir kulübesi, jetski’si ya da yelkenlisi en kötü ihtimalle karavanı varmış (simly they can afford anything!) Hafta sonlarında ve paskalya falan gibi tatillerde çoluk çocuk buraya giderlermiş. Özellikle bayramlarda şehirde çok Norveç’li göremezsiniz dediler. Hatta öyle ki, hava biraz açtığında, hastayım diyip işe gitmeyerek (3 güne kadar doktor raporu olmadan, ben hastayım gelmiyorum işe diyebiliyorsun Norveç’te) kaçarlarmış kulübelere. Ama o 3 günlük sözde hastalıkların en favori mekanı Karayip Adaları’ymış. Tromso’dan direk uçuş var Karayiplere düşün..  Tur rehberliği, turizm, fotoğrafçılık falan gibi işleri ücretleri iyi olmasına rağmen Tromso’da yaşayan yabancılar yapıyor hep. Bizim turlardaki rehberlerimizin biri İspanyol (biyolog – okyanus kartallarını incelemek için gelmiş Tromso’ya) biri Macar (fotoğrafçı – kendi cümleleriyle “evimin bahçesi mesleğim için yeterli malzeme sunuyor bana, daha ne isterim ki”) bir diğeri Alman (fotoğrafçı –buradaki doğaya hayran kalıp dönememiş) ve diğeri de Polonya’lıydı (bunun asıl mesleğinin ne olduğunu bilmiyorum 🙂 ) Hatta Polonya’lı hariç diğer 3ü ev arkadaşıymış (nedeni bir alttaki maddede) 5 kişi pek eğlendik bu şansa 🙂
  • Yaşam kalitesi, refah düzeyi bu kadar yüksek, doğası bu kadar güzel bir yer olunca tabi insan ister istemez burada mı yaşasak, taşınsak mı acaba diye soruyor kendine. Şimdi o, o kadar kolay değilmiş. Öncelikle, kurumsalda Norveç firmaları çok uç özelliklerin olmadığı sürece Norveç’li olmayan kişileri tercih etmiyorlarmış. Yani genel olarak Norveç’te ve özel olarak Tromsø’da yaşamak istiyorsanız, bir multinational bulup, kendinizi Tromsø’ya göndertmek için baya uğraşmanız gerekecek. Tamam ben o zaman kurumsalı bırakıyorum, gidip mesela tur rehberi olacağım derseniz o da çok zor. Gelmek isteyen 20 kişiden sadece 1 tanesi gelebiliyormuş. Tekrarlıyorum 20’de 1. Nedeni de accomadation yani yaşayacak ev sorunu. Yaşayacak yer olmadığından, insanlar dönmek zorunda kalıyorlarmış. Yerel halk, evini kiraya vermek istemiyormuş. Zaten kiraya vermektense dönemsel olarak airbnb çok daha karlı oluyormuş. Bizim tur rehberlerinin de 3 kişi ev arkadaşı şeklinde yaşamalarının nedenlerinden biri buymuş. Hükumet bu sorunla ilgili çalışıyormuş aslında. Yani öğrendiğimize göre önümüzdeki 5 yıl içerisinde bu soruna(!) bir çözüm bulunmuş olacak dediler bize. Ondan sonra nüfusun 2ye hatta 3e katlamasını bekliyorlar. Bu iyi bir şey mi kötü bir şey mi bilemedim. Ama eğer Tromsø’ya yerleşmek isteseniz az sabırla araştırmalara şimdiden başlayabilirsiniz 🙂
  • Evlerin çoğunluğu kırmızı renkli. Zaten muhtemelen çocukluktan gelen o bilinçaltımızdaki görüntüde de “fjord kenarındaki kırmızı evler” klişesi vardır. Hah işte o evlerin çoğunun kırmızı olmasının nedeni, kırmızı boyanın en ucuz olmasıymış 😀 Dedimya 70’lerin başına kadar çok fakirmiş ülke diye, en ucuz boya kırmızı olduğundan, herkes mecburen(!) kırmızı yapıyormuş evini. Sonrasında da, nostaljik diye ya da o zamanı unutmayalım diye kırmızı boyamaya devam etmişler. Bilinçaltımızdaki klişe tamamen duygusal yani 😀

Tromsø’da ilk günümüzün sabahında “Whale Watching” turuna çıktık. Detayları ve fotoğrafları için buraya geçebilirsiniz.

3. günümüzün sabahında da “Dog Sledding” turundaydık. Detayları ve fotoğrafları için buraya geçebilirsiniz.

1 ve 3. günün gecelerinde “Northen Lights Chasing” turlarındaydık. Onunda detay ve fotoğraflarına buradan ulaşabilirsiniz.


4 thoughts on “Tromsø – Long lasted dream..

Leave a comment