Geçenlerde alınacak ufak tefek 1-2 şey için Bayrampaşa İkea’ya gittim. Evet, pazar günü ikea’ya gitme cesareti gösterebilecek kadar deliyim (ya da siz ne sıfat verirseniz), gelmeyin üstüme 🙂 Güneşli bir pazar sabahına göre olağan dışı bir şekilde bomboştu yollar. Yollar boştu da, ikea’da her zamanki gibi insan seli vardı. Neyse hiç oyalanmadan işimi halledip arabaya attım kendimi. Dönüş yolunda sakin sakin ilerlerken, daha E5’e (benim için D100 her daim E5 olarak kalacak) bağlanamadan trafik durdu. Tıkandı demiyorum bakın, durdu. Haritaya da bakmıştım aslında yemyeşildi her yer ama durdu işte. Baktım benzin yok, yani var aslında da, dur kalk trafikte şimdi canım sıkılmasın düşüncesiyle sağa kırıp havalimanı istikametinde ilerlemeye başladım. Benzinimi alıp tam geri E5’e bağlanıyordum ki, açık unuttuğum harita daha hızlı bir güzergah olduğunu söyleyince, söz dinleyip soldan devam ettim. Sağımı solumu karıştırırım ben ama bakmayın yön bulma becerim iyidir, kaybolmam yani öyle kolay kolay. Şimdi İstanbul’un çokta bilmediğim bir noktasında, Edirnekapı’da, E5’e paralel bir yoldan eve doğru ilerliyorum. Bir noktada da E5’e bağlanıcam ve yol rutine dönecek 🙂 4-5 araba önümde bir toma var. Epeydir toma görmemiştim, (patlamaların da paranoyaklığıyla) bu yolda ne işi var, nereye gidiyor acaba diye düşünürken E5’i gördüm. Bomboş. Hani öyle tek tük araba falan da geçmiyor, bomboş. İtiraf ediyorum, kafamı tekrar yola çevirip tomayla göz göze gelene kadarki 2sn zarfında kaza oldu herhalde diye düşündüm. Pazar mahmurluğuma verin 🙂 3. Saniyede a-ha dedim, burdalar tabii.. Önümde bir köprü var, köprüde 1(bir) trafik polisi sonrası bomboş E5. Vızır vızır iniyorduk ki, tam önümdeki arabada yolu kapattı polis. O kadar da şanslı olmayıvereyim, hem zaten en öndeyim açılınca yine gayet hızlı gidebilicem diye düşünüyordum ki polis fikrini değiştirip (belkide en sevdiği ses korna sesi olan yurdum insanının hiç çekinmeden icra ettiği sanatlarının da etkisi vardır bunda bilemiyorum) yolu açtı. Hayal gibi; orta şeritte ben, sağımda solumda 6-7 araba, bomboş E5’de, 80’le ilerliyoruz.
300m ya gitmiştim ya gitmemiştim ki dikiz aynasından yansıyan mavi-kırmızı ışıklar (çakar deniyor di mi bunlara?) görmeye başladım. Ama yani öyle 1 tane 2 tane değil. Hani böyle, Road Runner’da Coyote tam Road Runner’ı yakalayacakken arkadan gelen bufalo sürüsünü farkeder ama çok geçtir ve bufalo sürüsü üstünden geçer ya, hah işte ben o Coyote gibiydim o an. Bufalo sürüsü de, mavi kırmızı ışıklı tam bir sürü.. Öncü birlikler motorsikletler. Kaç motor vardı bilmiyorum ama en azından nizamiydiler. Sakin sakin(!) geldiler, geçtiler. Asıl sorun arkadan gelen onlarca ama onlarca cip, araba vs. Şimdi gözünüzde canlandırmaya çalışın lütfen. 3 şeritli E5 (aslında metrobüsten sonra E2,5 oldu ama neyse işte), orta şeritte 80’le giden ben ve her tarafımda camlarından insanların çıktığı, kesinlikle şerit nizamı gözetmeyen, mavi kırmızı ışıklı ve o iğrenç kornayı çekinmeden sürekli kullanan (boog boog) onlarca araba. Toplam 3 olan şeritte, aynı anda 4,5 araba gider mi, ben gördüm gidebiliyormuş. Sağa geçeyim diyorum geçemiyorum, hızlanayım diyorum sağdan soldan önüme kırıyorlar, yavaşlamam zaten söz konusu değil, müzik açık güya ama duyamıyorum kornalardan.. Hayır bir de, herbiri böcekmişim gibi bakıyor ve dahi davranıyor bana. Bildiğin paralize oldum. Gerçekten oldum, kaskatı kesildim direksiyon başında. Hayır bir taraftan da, kafamda deli düşünceler, 3sn’de kurulmuş komplo teorileri falan (bunlardan hiç bahsetmeyeceğim, fazla siyasiler ama siz hayal gücünüzü kullanabilirsiniz bence 🙂 )
Sanıyorum, yok yok sanmıyorum eminim, hiç bu kadar korkmamıştım araba kullanırken. Hakkaten korktum.. Korkunun tabii ecele faydası yok. Biz önümüzdeki 5-6km’lik yolu, kırmızı plakalar da dahil, hep beraber aldık. Ben biraz geride kalmış olsam da, konvoyun tamamı beni geçemedi ya da ben hepsinin arkasında kalmayı başaramadım. Neyse, geldik Zincirlikuyu-Beşiktaş çıkışına. Meğer konvoy Beşiktaş’a gidiyormuş. Bende Zincirlikuyu’ya 🙂 Otobandan ayrım düşünün, sağa çıkıyoruz ve onların hepsi sağa çıkıp sağa devam edecek, kaskatı olan ben, sağa çıkıp sola devam edeceğim. O bir motorun ve bir beyaz, markasını bilmediğim arabanın, arabamın içinden geçtiğine inanıyorum hala 🙂 Başka türlü geçmiş olamazlar çünkü.. Hayır çarpmış olsalar, bir de kamu malına zarardan uğraş dur. Sol sinyali gösteren kamera görüntüsü falan hikaye, mümkün değil haklı çıkman. 3 cümle önce dedimya eminim hiç bu kadar korkmamıştım diye, geri alıyorum. O, o ana kadarmışmış.. Yüzüm gözüm sararıp, dilim damağım kurudu. O kaskatı olan elim ayağım titredi resmen.

Şimdi soru(lar) şu; devlet protokolü kaç araba gezer? Bu arabalar için trafik kuralları hiç geçerli değil midir? Kırmızı plakalar bir yana, diğerleri kimdir ki, böcek muamelesi yapar yoldakilere? Hazır yolu kesmişken neden açıpta beni böyle bir duruma sokarsın? Hadi soktun, neden bunun sorumlusu/suçlusu benmişim muamelesi yaparsın? Zerre onayladığımdan/savunduğumdan değil ama yani, acaba iyi birşey mi protokol geçerken yolların kesilmesi !!!!